This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

24 Nisan 2012 Salı

Amerikalı ve Rus, Türk pazarı için rekabet ederken biz ne yapacağız?

 Günceli Ö. Ocaklıoğlu'nun internet reklamları üzerine yazdığı 23/04/2012 tarihli Zaman Gazetesi köşe yazısı.
Amerikalı ve Rus, Türk pazarı için rekabet ederken biz ne yapacağız?
Google'a alışmışız. Öyle ki işlevi "Googlelamak" olarak günlük dilimize fiil olarak girmiş.

Yahoo'yu görece daha çok kullanıyorsak da pazara en son giren Bing'i nedense pek benimseyemedik. Geçtiğimiz ay hemen tüm mecralarda sıkı bir pazarlama bütçesiyle yeni bir arama motoru daha Türkiye pazarına girdi. Rus kaynaklı Yandex diğer arama motorlarının aksine alışageldiğimizin ötesinde bir bütçeyle tüm mecralarda görünürlük sağladı. Açıkhava ve televizyonların en izlenilir saatleri Yandex ile doldu taştı. Bu iddialı girişin bir hikâyesi olmalı elbette diye düşünürken Yandex'in Kurumsal İletişim Müdürü Peter Yağmur Ağca ile Pazarlama Müdürü Çağdaş Önen ziyaretime geldiler. Neden Türkiye'ye yatırım yapıyorsunuz, Türkiye için özel ürünleriniz var mı, sorularımı cevapladılar.
Türkiye'ye geldiler çünkü internetle aramız çok iyi
Biliyorum ki başka arama motorları da Türkiye'ye gelmeyi akıllarına koymuşlar hatta yola bile çıkmışlar. Kaldı ki yıllık 38 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan Google'ın bu girdisindeki reklam payı yüzde 97 ile göz kamaştırıyor. Bu rakamın ne kadarlık bir bölümünün bizim ülkemizden devşirildiğini bilemesem de Türk internet mecrasındaki reklam pastasının en büyük payını Google'ın aldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bütün bu ticari fırsatları akılda tutup Yandex Kurumsal İletişim Müdürü Ağca'nın cevaplarına yer verelim, "Kullanıcıların bilgiye tek bir kaynaktan ulaşması yerine, alternatifinin olması ve bunlar arasında karşılaştırma yapabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye şimdiye kadar arama motorları konusunda gerçek alternatiflere sahip değildi. Pazarın böyle bir ihtiyacının olduğunu gördük." diyor. Düşünüyorum da bu iyi bir şey. Güçleri denk rakiplerin rekabeti fiyat, kalite ve özgün ürünler açısından tüketicinin işine yarayacaktır.
Yandex, Rusya'da lider arama motoru ve bilgi portalı. Pazarın yüzde 60'ına hakim. Bugüne değin sadece Kiril alfabesi kullanılan pazarlarda faaliyet göstermiş. Türkiye bir ilk çünkü coğrafi açıdan yakın, kültürel benzerlikler var ve daha da önemlisi Türkiye'de internet sektörünün gösterdiği hızlı büyüme ve yüksek potansiyel dışarıdan çok verimkar gözüküyor.
Yandex Ukrayna, Beyaz Rusya ve Kazakistan'da faaliyet gösteriyor. Bu ülkelere ek olarak ABD, İsviçre, Tayland ve Tayvan'da da ofisleri var. Toplamda 3.500'e yakın çalışanı olan Yandex'te 3 milyar arama sorgusu yapılıyor. Bu bir başka anlatımla küresel çapta sorguların yüzde 1,7'si Yandex'ten yapılırken, dünyanın 5. büyük arama motoru oluyor.
Kullanıcılar niçin Yandex'i denemeli?
Ağca, "Bir kere seçim hakkına sahip olmak kullanıcıların elini güçlendirir, rekabet iyidir. Özel olarak sadece Yandex'in sunduğu bazı servisler var ki bunlar; sınırsız posta kutusu kapasiteli Yandex. Mail, ücretsiz ve yüksek kalitede müzik dinlenebilecek müzik servisi, İstanbul ve Ankara panoramasının izlenmesiyle İstanbul, Ankara ve İzmir'de canlı trafik bilgisinin yayınlanmasını sağlayan Yandex haritalar. Ancak Türkiye'deki kanunlar gereği insanların yüzü ve araçların plakası gözükmemesi için özel bir yazılım geliştirildi. Yandex, bütün bu çalışmalarının sonunda Türkiye pazarının yüzde 20'sini almayı hedefliyor." diyor. Görülüyor ki, gelecek günlerde Türkiye pazarı üzerinde Amerikalı Google ile Rus Yandex'in rekabetine tanıklık edeceğiz. Peki, biz ne zaman kendi bilişim ürünlerimizle kendi mücadelemizi vereceğiz?
Doğunun batısı, batının doğusundaki şehir
Malatya Valisi Doç. Dr. Ulvi Saran arıyor ve "Geçtiğimiz yıl Malatya Okuyor Kampanyası'nda 24.822 kitapseverin katılımıyla ülkemize Guinness Dünya Kitap Okuma Rekoru kazandırmıştık. 2011-2012 eğitim öğretim yılında ise halen sürdürülmekte olan kampanyamızda 3.000.000 kitap okunmasını hedefliyoruz. Halkımızın okumaya olan iştiyakını artırmak amacıyla ilimizin ve bölgemizin ilk ulusal kitap fuarını açmak için çalışmalar yaptık. Düzenlenecek kitap fuarı tüm bölgeye hitap edecek. Malatya Kitap Fuarı'nın açılışında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay teşrif edecek. 250 yayınevi ve 100 yazarın katılımını bekliyoruz. 1 Mayıs'ta açılacak olan fuarda en az 300 bin kişinin ziyaretini bekliyoruz. Sizi de aramızda görmek isteriz." diyor: "Kitap fuarı, büyükşehir olmayı bekleyen şehir için çok faydalı bir girişim. Bir de işin içinde Malatyalı olmak var ya, katkıda bulunmak üzere 1 Mayıs'ta Malatya'da olmayı kafama şimdiden koydum. Sizleri de beklerim."
Neden daha önce kimse bu fikri görmedi?
Reklam filmi bir hayli duygusallaştırıyor, bu nedenle yazıya nasıl başlayacağımı bir türlü kestiremiyorum. Anneler, anne olmayanlar, olamayanlar ve gelecekte anne olacakları ayırt etmeksizin kapsasın istiyorum söyleyeceklerimin. Anne olmanın da ötesinde toplumsal gelişimde kadının önemine vurgu yapmak istiyorum. Çünkü reklam kampanyası tam da buna vurgu yapıyor.
Daha önce de yazdığım üzere Procter&Gamble'ın dünya olimpiyatlarına yaptığı "Annelerin Gururlu Sponsoru" kapsamında başlattığı "Teşekkürler Anne Kampanyası" özümden yakalıyor beni. Çocukların başarısında annelerin bitip tükenmez emeğini gösteren kampanyanın 2012 Londra Olimpiyat Oyunları için hazırlanan bu ikinci filmi de çok etkileyici. Düşünüyorum da hangi ülke ya da milletten olursa olsun anne-evlat ilişkisinde herkesin gözünün önünde olan bu çarpıcı fikri bulan kreatifi gönülden kutlamak gerek. Bizdeki "saçı süpürge etmek" deyiminin içini dolduran kampanya P&G'nin satışlarına ne kadar yansıyacak bilmiyorum ama marka, annelerin gönlünde müstesna bir yere konumlanacak. Kaldı ki işin kendi videolarınızı koyarak destekleyebileceğiniz sosyal medya ayağı da var ki, bu iş son dönemde gördüğüm en akıllıca sponsorluk ve iletişim çalışması dedirtiyor.
Hareketin olduğu yerde bereket de olur!
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım'ın sunumu 4 saatlikmiş ancak EGD buluşmasında 1 saate indireceğini söylüyorsa da tüm çabalarına rağmen sunum 2 saatte bitiyor. Soru-cevap ise neredeyse bitmeyecek gibi. İşin en ilginç yanı ise Bakan Yıldırım'ın anlatılanları ilginç kılan sunum tekniği, aralara küçük anekdotlarla metaforlar yapıyor. Bunca uzun bir sunuma rağmen konuşmasını kopmadan dinliyoruz. Bakanlığın kapsadığı alanlar ve bu alanların günlük yaşam içindeki yeri bakanın kendi işlevlerini "uçan, yüzen, kaçan yani hareketin olduğu yer" olarak tanımlamasına neden oluyor. Bakan Yıldırım'ın sunumu medyaya yansıdı. Yazılanlara bakınca, bu uzun sunumun farklı pek çok yanını yazan habercinin ilgi alanına göre farklı önceliklerle yer aldığını görüyorum. Haberi dün gazetemiz de değerlendirdi. Bu nedenle söylenenleri ve rakamları bir kez daha tekrarlamak istemiyor, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'yla iş yapanlara ve yapacaklara Bakan Yıldırım'ın "Bakanlığımız, hem ülkemizin 2023 gelecek vizyonunu yakalamak hem de bugün tasarruf etmek için yapılması gereken yatırımları yapıyor. Daha yapılacak çok iş var." söylemine dikkat çekiyor ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nda hareketin daha epey bir süre devam edeceğini, bunun da oldukça fazla iş fırsatı demek olduğunu bildirmek istiyorum.

Zaman Gazetesi

TL ile ödeme ithal otoyu yerli yapmaz!...


TL ile ödeme ithal otoyu yerli yapmaz!...
Saruhan Özel'in Zaman gazetesindeki köşe yazısından alıntı.
Ege Cansen, Hürriyet gazetesindeki köşesinde cari açığa yönelik benim de ilgimi çeken bazı söylemlere dikkat çekti.

Müteahhitler yabancılara gayrimenkul satarak, otomobil ithalatçıları ise yurtdışına TL ödeme yaparak cari denge açığına katkı yapacaklarını söylüyorlar. Ege Bey bunun doğru olmadığını belirtmekle birlikte biraz da latife olsun diye sanıyorum, resmi otoriteden açıklama istedi. Cari açığa yönelik olarak kamuoyunda o kadar hurafe var ki bunlar en masumları. Merkez Bankası'nı bilemiyorum elbette ama ben konuyu ciddiye alacağım. Hazır Ege Bey, güzel bir pas atmışken topa kafamı uzatmazsam içimde kalacak.
Ödemeler dengesi tablosunda ülkenin uluslararası kabul gören ölçümlerle hesaplanan döviz harcamaları ile döviz gelirleri arasındaki fark cari açık olarak gösteriliyor. Bu açıdan bakanlar dövizini getiren yabancıya gayrimenkul satılırsa döviz kazandırıyor diye düşünüyor olabilirler. Toprak üzerinde tarım ürünleri yetişip de satılınca veya turistler otele gelip konaklayınca ihracat oluyor da ev satılınca neden olmasın? Felsefi açıdan bakılınca belki haklılar. Ama gayrimenkul tarım ürünü veya otel hizmeti gibi satın alınıp tüketilen bir şey değil. Yabancı konutu otel yerine evine gelip kalmak ya da ileride daha yüksek fiyattan satmak veya kira gelirinden faydalanmak için almış olabilir. Sonuçta gayrimenkul alımı tüketim değil yatırım olarak kabul ediliyor. O nedenle de cari denge içinde değil, cari dengenin uzun vadeli finansmanı şeklinde gösteriliyor. Üstelik cari açığa zarar veren bir şey. Konutun inşaatında veya döşemesinde bir sürü ithal mal kullanılabiliyor ve bu söylenenin tam tersine cari açığı artırıyor.